Bir kişiyi anket soruları ile anlatmak aslında alıştırmanın özü.
1- Memleketiniz olmayan bir yerde doğduğunuz doğru mu?
-Evet
2- İlk çocuk musunuz?
-Hayır
3- Son çocuk musunuz?
-Evet
4- En küçük çocuk musunuz?
-Evet
5- Daha sonra memleketinizde uzun yıllar yaşadığınız doğru mu?
-Evet
Bu şekilde başlayan bir sorular silsilesi ile sevdiğim birini anlattım, o da yanımdaydı.
O da kendi soruları ile bir yazı yazıyordu. Böylece geçen yarım saatin nasıl aktığını anlamamış, günün yorgunluğunu ve hayatın yüklerini attığımızı bilmiyorduk o sırada.
Daha sonra yazdıklarımızı birbirimize okuduk. Yazı hocamız, yazdıklarımızı sesli okumanın gücünden, bir dinleyici olmasının öneminden söz etmişti. Başta çekingen, tutuk, saygılı okumalarımız; birden hayret ve sürprizli bir yolculuğa dönüştü. Ben onu anlatmıştım; o kendini. İki kümenin kesiştiği, bazen birbirini teğet geçtiği yerler içimizi ısıttı.
Benim sorularım, onun acılarını görüyor; o ise acılarından razı olduğunu anlatıyordu satırlarında. Okumaya devam ettikçe içindeki boşluk; görülmemiş yanlarının yankısını işitip anlaşılmanın kapladığı bir şefkate bırakıyordu an be an. Gözlerinden ışıl ışıl konuşuyordu kalbi, gördüm.
Kendini anlattığını bilemezdim. Ben henüz sadece otuz soruya cevap vermiş ve küçücük bahsetmiştim ondan. Saatler gerekiyordu gözlemlerimi aktarmam için hala bekleyen bir çalışma olarak taslaklar arasında duruyor yazım.
O ise tüm öyküsü için önce bir giriş sorusu yazmıştı. Sonra da uzun bir paragrafta hayatının acı tatlı yanlarını haldeki sebzeler gibi ayıklanmak üzere ortaya döküp sonuna iki kelime ekleyerek mühürlemişti :" Razı mısınız?"
O kendinden razıydı, ben ondan. Saatler süren konuşmalar, beklentile, kelimelerin kırdığı hayaller yoktu. Sıcacık bir kucaklaşmaydı satırlara sığan.
Neydi insana kendini anlaşılmış hissettiren? Yargılanmadan kendi hikayesine bakılması mı? Acıtan öykülerinin onu nasıl ilerlettiğinin ortaya konulması mı? Yoksa sadece sıranın kendine geldiğine dair bir sevinç mi?
Birbirimizi dinleyemiyoruz. Sıramızı bekliyoruz çoklukla. Özellikle yaratıcı biriysek belki kelimeler bizi çok tetikliyor ya da kendimize vakit ayırmadıysak ...
Kendimizle konuşmadığımız şeyleri başkasının dinleme ihtimaline tutunuyoruz. Bir rakı masası samimiyetini arıyoruz sanki çoklukla. İnsan ve insan halleri olarak. Belki bunu arayan ve bunu özleyen benimdir sadece ama sanki o gün, en azından bundan yalnız olmadığımı gördüm, işittim, bildim.
Gönül seyahat anıları yazmak, çılgın hayatımı sergilemek isterdi. Bavuluma doldurduğum deneyimleri buraya atmak. Benim gönlümün seyahati insan hikayelerinde, paylaşımlar ve yaşanmışlıklarda atıyor olsa gerek. Belki bu yüzdendir
bir toprağa bastığımızda her yerin ne kadar aynı olduğunu duyumsamamız.

insan hikâyeleri derken, sanki "insanı nesneleştirmiş" oluyor gibi oldu. ama eminim öyle demek istemediniz. belki de biyofil bi kişiliğini var. yaşamı insanı seven anlamında. biyofilsiniz yani. ben öyleyim. insanları çok seviyorum bazen.
YanıtlaSil