Artık alışmam gereken bir şey var : "Harala, gürele!" Yani koşturmaca en azından içsel koşturmaca benim normalim oldu. Bir haftada bu kadar şey yaşamak da ne bileyim. Millet seyahatlerini filan yazar, ben duygusal atmosferimin dolaylarında yaşıyorum dünya üzerindeki zamanı. Tek istediğim yazı yazmak ve yazıda kalmak. Yazıda yola devam etmek. Yaşarken gerçekten bu denli kolaylığı azalıyor mu? Yazmak için sıkılmak mı gerek? Sıkıcı bir atmosferde yaşamak? Neden koşuyorum İstanbul'da yaşamak ve yazmak için? Kim bilir?
-Eski dost selamı, haftanın vurucu yanlarından biriydi. Biri nasıl da yıllarca süren yokluğuyla canınızı oyabilirken öyle bir anda varlığıyla omzunuza dokunabiliyor? İlginç. Varlığı daim olsun, içimi rahatlattı.
-Bir başkası da var zannedilirken o denli yok. Belki ya da aslen kimse yok. Ben de bilemiyorum. Ağlayarak günlüğüme yazarım artık.
-Bir evim olma ihtimali var artık ve de bir eşim. Evet, evet dedim. Aynen böyle durum. Açık açık yazmadıkça ya da yüzüklü "foti" paylaşmadıkça görmezden gelinen samimi ilişkiler var bunu anladım. Nişan standında servis etmezsen ya da iyelik ekleriyle kaplı sözcüklerle anmazsan sanki evetlerin yalnızca "olasılık" kabul ediliyor. Sığsınız, basitsiniz beaahhh!
- Bir seçim telaşı var, görevler imzalar falan(Oyun repliği :) Terapi- Kara Kabare muhteşem bir oyun geçirdik, Lavare Sokak, Lavare Alice- takip ediniz :)
- Yazarlar kulübü/Sanal Yazı Evi (takip ediniz) yazarlardan imzalı kitaplarım var :) Nabeer?
- Bolca telaşım ve masamdan bir türlü emin olmayan bir halim var. Dayım geliyor, oturuyor, masa tamam da ya koltuklar? Yemekler tamam da ya tabaklar? Ay şunu yapamadın mı? Bunu edemedin mi? Bu elbiseyi mi giydin? Bu dekoru mu seçtin? Ne çok konuşuyorlar benimle gece gündüz. Annemin bir kelimesinin altında yatan kalabalık, henüz var olmayan evimde misafirliğe gelmiş beni itiştirip duruyor. Böreğin içine biraz fare zehiri koyayım diyorum ya da kedi otu, at sidiği, koyun gıgısı(Kürtçe b.ku yani) Hm? Ne dersiniz? Gıgısını çıkarmayalım mı?
Yorumlar
Yorum Gönder