Biliyorum Barney Stinson bile olsan bu blog olayı çöktü ama cidden ego tatmini için hala işlevsel değil mi? Misal yatakta hasta yatıyorsun, konuşacak ne halin ne de kimsen var hop aç bir blog. Kime ne zararı var :) Geçtiğimiz iki yılı ölmeden önce yapılacaklar listemi azaltmaya vakfettim. Evet canım çok sıkıldı. İş stresi, sürekli insanların beklentileri, kendimden beklentilerim, beklemediğim olumsuzluklar derken neşemi kaybetmeye başlamıştım. Gerçekten o zaman çok can sıkıcı olabiliyorum. İşle ilgili üretebileceğim tüm enerjimi harcamış, insan tanıma adı altında enerjimi sağa sola boca etmiş, kendim dışında her şeyle uğraşmıştım. Çırpındıkça da batıyordum ama bunun farkında değildim. Ya kimse bana bunu bilerek söylemiyor ya da jengada son parçayı çeken kişi olmak istemiyorlardı, bilmiyorum ama ben her şekilde devriliyor gibi görünüyordum. Türümüz hayatta kalmaya programlanmış. Kimi insan sömürüp işini büyüterek kimi kimseyi sevmese de etrafında tutup yalnızlığını örterek kimi de neşesine tutunmaya çalışarak bunu deniyor. Tek sorun benim neşeleneyim derken aslında oldukça stresli bir yol seçtiğimi bilmiyor olmamdı. Herhalde iki senedir belki daha fazladır aralıksız sahne için çabaladım. An be an hatırlıyorum. Öylesine girdim. Sonra da her şey en güzel şekilde olsun diye diye delirmeye başladım. Dünyanın en güzel delirmesi ama tutku nesnesini öldürüyor işte. Hiç bu kadar hasta oldum mu bilmiyorum. Önünüzde yapacak şeyiniz varsa bir öksürüğe bile fırsat vermiyorsunuz. O haftaki oyun, sonraki prova, sonraki duruşma bla bla bla... Derken bir gün bitiyor tabii bu koşturma ve birden hasta olmayı ya da normal davranmayı özlüyorsunuz ahahahaha. Şimdi kendimi mumya gibi hissediyorum. Günlerdir uyuyorum. Sadece yemek ve diğer ihtiyaçlar için kalkıyorum işte jelibon yemek filan gibi. Geçmişi sadece parasetemol etkisindeyken düşünmüyorum ama her şey kafama üşüşüyor sanki. İyi ki how i met your mother var. Kafamı eğlenceli bi şekilde toplayan tek şey o sanki. Şimdiye kadar canımı sıkan herkese bunu yolluyorum
Bir yazı alıştırması yaptık eşimle birlikte. Buraya belki denemek isteyen olur diye not bırakmak istedim. Bir kişiyi anket soruları ile anlatmak aslında alıştırmanın özü. 1- Memleketiniz olmayan bir yerde doğduğunuz doğru mu? -Evet 2- İlk çocuk musunuz? -Hayır 3- Son çocuk musunuz? -Evet 4- En küçük çocuk musunuz? -Evet 5- Daha sonra memleketinizde uzun yıllar yaşadığınız doğru mu? -Evet Bu şekilde başlayan bir sorular silsilesi ile sevdiğim birini anlattım, o da yanımdaydı. O da kendi soruları ile bir yazı yazıyordu. Böylece geçen yarım saatin nasıl aktığını anlamamış, günün yorgunluğunu ve hayatın yüklerini attığımızı bilmiyorduk o sırada. Daha sonra yazdıklarımızı birbirimize okuduk. Yazı hocamız, yazdıklarımızı sesli okumanın gücünden, bir dinleyici olmasının öneminden söz etmişti. Başta çekingen, tutuk, saygılı okumalarımız; birden hayret ve sürprizli bir yolculuğa dönüştü. B...
Artık alışmam gereken bir şey var : "Harala, gürele!" Yani koşturmaca en azından içsel koşturmaca benim normalim oldu. Bir haftada bu kadar şey yaşamak da ne bileyim. Millet seyahatlerini filan yazar, ben duygusal atmosferimin dolaylarında yaşıyorum dünya üzerindeki zamanı. Tek istediğim yazı yazmak ve yazıda kalmak. Yazıda yola devam etmek. Yaşarken gerçekten bu denli kolaylığı azalıyor mu? Yazmak için sıkılmak mı gerek? Sıkıcı bir atmosferde yaşamak? Neden koşuyorum İstanbul'da yaşamak ve yazmak için? Kim bilir? -Eski dost selamı, haftanın vurucu yanlarından biriydi. Biri nasıl da yıllarca süren yokluğuyla canınızı oyabilirken öyle bir anda varlığıyla omzunuza dokunabiliyor? İlginç. Varlığı daim olsun, içimi rahatlattı. -Bir başkası da var zannedilirken o denli yok. Belki ya da aslen kimse yok. Ben de bilemiyorum. Ağlayarak günlüğüme yazarım artık. -Bir evim olma ihtimali var artık ve de bir eşim. Evet, evet dedim. Aynen böyle durum. Açık açık yazmadıkça ya da ...
Uzun zamandır yazmak istiyordum şeklinde klişe bir cümleyle başlayacağım; zira 15-20 yıl kadar uzun bir zaman, bir hayali ertelemeyi nitelendirmek için hayli kafi bence. Bir de kuvvetle muhtemel'i bir yere sıkıştırırsam keyifli bir giriş yapmış olacağım sanırım. Başlıkta yazdığım gibi neden olmasın? Hayatının son iki senesini, "içinde kalanlar listesi"ni temizlemeye ayırmış ve belki de 15 senesini "kendini erteleme"ye ayırmış bir insan olarak artık enginlere sığmam bloglara taşarım :) Elimdeki zaman "kısıntısı" maalesef duygularım, bedenim, hayatım ve hatta arkadaşlarım arasındaki ilişki ve dengeyi yakalayamıyor. Sürekli bir yerlere bir şeylere notlar, şiirler, alıntılar kaydediyor, sonra da: "Öldüğümde bunları sakladığımı görüp gerizekalı olduğumu düşünecekler" diye hayıflanıp duruyorum. Tabii ki hayıflandığım, "öldüğümde" kısmı oluyor. Tamam, sonra sakladığım şeyleri ergence bulacaklarını da düşünüyor olabilirim, peki. Ama be...
Yorumlar
Yorum Gönder