Ana içeriğe atla

Ve sokak lambaları yanar...

En son 24 gün önce burada 21 günlük online eğitime geçildiğini yazmışım. Buradaki olağanüstü hal bugün 1 ay daha uzatıldı. Hasta sayısı 4000, 406 iyileşen, 157 ölü var. Türkiye'de ise çok daha ciddi durumda. Olabildiğince az dışarı çıkarak geçirdiğimiz günler... Bir doküman doldurup yakındaki küçük alışveriş merkezine gidiyoruz. Bu üç haftayı geçkin zamanda bir ara kar yağdı, şimdi ise hava çok güzel. Bol bol yemek yaptım. Biraz yoga, meditasyon, biraz da boyalarla haşır neşir oldum.

  

Kar bizim için ne kadar sıradan olsa da bir Avusturalya'lı için sabahı bekletecek kadar heyecan vericiydi. İlk dokunuş, ilk tatma, ilk kar meleği :) Kelimelere sığdırması zor :) Benim için heyecan ise şimdiye kadar elime her boya aldığımda elime yüzüme bulaştırıp ilkokul seviyesinden ileri gidemeyen zihnimi biraz da olsa dönüştürebildiğimi görmekti.

 Elbetteki temel sebep biraz renk görebilme isteğiydi. Manzaramızın pek güzel olduğunu maalesef söyleyemeyeceğim. Eskişehir'in 15 yıl önceki hali gibi burada kaldığım yurdun etrafı. Pek renkli ya da yapılandırılmış değil anlayacağınız. Alışveriş merkezi ise 5m migros kıvamında diyebilirim. Yine de birçok sebze meyve ya da diğer şeyler Türkiye'den ithal ediliyor. En azından karantina koşullarında bilindik malzemelere ulaşıp yemek yapabiliyor olma şansını oldukça kıymetli buluyorum. Ayrıca dışarıda pek cazip bir şey olmuyor olması şu an 90 tane Erasmus öğrencisini yurtta tutan önemli etkenlerden biri. Benim katımda 30 civarında kişi var. Bunlardan 15-20 kadarı Türk diyebilirim. Kalanlar Moldova, Polonya, Rusya, Yunanistan ve Bosna'dan geliyorlar. Genellikle İktisat, Bilgisayar Mühendisliği, İngilizce bölümlerinden. İngilizce okuyanlar her gün online derslere devam ediyor. Biz Perşembe günleri ortak ders olan Romence dersi için çalışma odasında toplanıp hocaya online olarak bağlanıyoruz(quarantined!). Onun haricinde bu hafta öğrendim ki online olarak katılmam gereken 1-2 dersim daha var(lawyered). Ancak ders konusunda oldukça esnek olduklarını söyleyebilirim. Bir maile cevap almam 2 hafta sürdü hem de İnsan Hakları dersi için... 
Burada haftada 2 gün Swing dersi veren iki arkadaşımız var. Onlar biraz ortamın havasını dağıttı.  Sanırım bugün 4. dersimiz olacak :) Yurt koruması gelip kattaki mumları söndürtüp 3 kişiden fazla olmamamız ve birbirimize 1 metreden fazla yaklaşmamamız gerektiğini söylese de :)


Bir de Kristian ve Victoria'yla meditasyon yapıyoruz. Spiritüelist bir anne yetiştirmiş. Aynı anda ben çocuğum olsa böyle olsun isterim derken o da seni anneme benzetiyorum dedi. Böyle bir bağ gelişti aramızda. Elbette ne ben anneyim ne o çocuk ama vejeteryan, spiritüelist bir anneye benzetilmek hoşuma gitti doğrusu. Hatta 5 Nisan'da Dünya genelinde toplu meditasyon yapılacaktı ve biz de niyet ettik ancak sabah 5.00'te kalkamadığımız için onun deyişiyle "uykumuzda meditasyon yaptık." Ertesi gün annesi aramış. Bu konuyu hiç konuşmamalarına rağmen ben sizin için de yaptım zaten tahmin ettim demiş. Yani Slovenya'dan da pozitif enerjileri aldık. Artık güvendeyiz. 

Burada spiritüelizm konusunda derinleştiğimi düşünüyorum. Türkiye'de etkinliklerini uzaktan takip ettiğim bir okulun canlı yoga ve meditasyon çalışmalarına ulaşabiliyorum(Youtube ve Instagram'dan BüyülüOrman'ı takip edebilirsiniz, ayrıca "sadeyoga"yı da yoga seansları için). Çakra dengeleme, arınma vb. pratikler yapma fırsatını yakaladım. Çoğunlukla vejeteryan beslenmeye de başladım. Hem et kokusu rahatsız edici hem de burada Take İt Veggie ürünlerinin burger, nugget, köfte, humus vb. muhteşem yiyecekleri var. Oldukça da uygun. Ceviz sütünden hiç söz etmiyorum bile. Resmen ilaç gibi bir şey :) 

Bir şekilde kaybettiğim, doya doya yaşayamadığım ya da özlediğim hisleri burada yeniden canlandırıyor olmak bana çok iyi geldi.  Dünya yansa terazi saçını tarar diyor Juno ( Hala keşfetmeyenler için junoastrology.com) Evet tam da bu esnada Dünya olağanüstü bir zamandan geçiyor. Ne diyebilirim ki zamanım bol... Yakalayamadığım öğrencilik halleri, huzurla, kendi olduğum halimle kavgasızca akışta kalma deneyimleri, bir yere yetişmeden, sorumluluklar altında ezilmeden, dış göz derdine düşmeden... Uzun zamandır kendim hariç herkesi memnun etmeye boşu boşuna çabaladıktan sonra şu an yıllarca yakalayamadığım hisle birden kucaklaşıp anın tadını çıkarmak.. Ne ispat çabası, ne öfke, ne hayal kırıklığı...Tam da başımı kaldırdığımda sokak lambaları yanar...




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yengeç Adımları

 Bir yazı alıştırması yaptık eşimle birlikte. Buraya belki denemek isteyen olur diye not bırakmak istedim.  Bir kişiyi anket soruları ile anlatmak aslında alıştırmanın özü.  1- Memleketiniz olmayan bir yerde doğduğunuz doğru mu?  -Evet 2- İlk çocuk musunuz?  -Hayır 3- Son çocuk musunuz?  -Evet 4- En küçük çocuk musunuz?  -Evet 5- Daha sonra memleketinizde uzun yıllar yaşadığınız doğru mu?  -Evet      Bu şekilde başlayan bir sorular silsilesi ile sevdiğim birini anlattım, o da yanımdaydı.      O da kendi soruları ile bir yazı yazıyordu. Böylece geçen yarım saatin nasıl aktığını anlamamış, günün yorgunluğunu ve hayatın yüklerini attığımızı bilmiyorduk o sırada.      Daha sonra yazdıklarımızı birbirimize okuduk. Yazı hocamız, yazdıklarımızı sesli okumanın gücünden, bir dinleyici olmasının öneminden söz etmişti. Başta çekingen, tutuk, saygılı okumalarımız; birden hayret ve sürprizli bir yolculuğa dönüştü. B...

Alyans

 Artık alışmam gereken bir şey var : "Harala, gürele!" Yani koşturmaca en azından içsel koşturmaca benim normalim oldu. Bir haftada bu kadar şey yaşamak da ne bileyim. Millet seyahatlerini filan yazar, ben duygusal atmosferimin dolaylarında yaşıyorum dünya üzerindeki zamanı. Tek istediğim yazı yazmak ve yazıda kalmak. Yazıda yola devam etmek. Yaşarken gerçekten bu denli kolaylığı azalıyor mu? Yazmak için sıkılmak mı gerek? Sıkıcı bir atmosferde yaşamak? Neden koşuyorum İstanbul'da yaşamak ve yazmak için? Kim bilir?  -Eski dost selamı, haftanın vurucu yanlarından biriydi. Biri nasıl da yıllarca süren yokluğuyla canınızı oyabilirken öyle bir anda varlığıyla omzunuza dokunabiliyor? İlginç. Varlığı daim olsun, içimi rahatlattı.  -Bir başkası da var zannedilirken o denli yok. Belki ya da aslen kimse yok. Ben de bilemiyorum. Ağlayarak günlüğüme yazarım artık.  -Bir evim olma ihtimali var artık ve de bir eşim. Evet, evet dedim. Aynen böyle durum. Açık açık yazmadıkça ya da ...

This time we'll take it slow

Uzun zamandır yazmak istiyordum şeklinde klişe bir cümleyle başlayacağım; zira 15-20 yıl kadar uzun bir zaman, bir hayali ertelemeyi nitelendirmek için hayli kafi bence. Bir de kuvvetle muhtemel'i bir yere sıkıştırırsam keyifli bir giriş yapmış olacağım sanırım. Başlıkta yazdığım gibi neden olmasın? Hayatının son iki senesini, "içinde kalanlar listesi"ni temizlemeye ayırmış ve belki de 15 senesini "kendini erteleme"ye ayırmış bir insan olarak artık enginlere sığmam bloglara taşarım :) Elimdeki zaman "kısıntısı" maalesef duygularım, bedenim, hayatım ve hatta arkadaşlarım arasındaki ilişki ve dengeyi yakalayamıyor. Sürekli bir yerlere bir şeylere notlar, şiirler, alıntılar kaydediyor, sonra da: "Öldüğümde bunları sakladığımı görüp gerizekalı olduğumu düşünecekler" diye hayıflanıp duruyorum. Tabii ki hayıflandığım, "öldüğümde" kısmı oluyor. Tamam, sonra sakladığım şeyleri ergence bulacaklarını da düşünüyor olabilirim, peki. Ama be...