Ana içeriğe atla

Brekkie-Moda

 Sadece 1 hafta olmuş öykü yarışmasına öykü gönderme heyecanı yaşayalı. Hayır, oturup sonuç açıklanmasını beklediğimden değil şaşırmam. Gerçekten şu an sadece bunu bekliyor olmak çok iyi olurdu. Fakat biz başka işimiz yokmuş gibi evlenmeye karar verdiğimiz için Çiğdem sevinç sürelerini biraz bölmek durumunda kaldı. Yüzük şaşkınlığına iki gün, oyundaki performansa iki gün, eski dostumla sohbete sıkıştırılmış iki saat. Bir de dünyanın en güzel kruvasanlı kahvaltıları, sosisleri geçti aradan ne bileyim uzun uzun salıncaklarda sallandım onlara yirmili dakikalar. Alışkın değilim yaşamaya 🙂 Hem yaşamakla meşgulken yazmak aaa Beşiktaş’ta bir saat buldum kendime, o arada yazdım bulduğum bir deftere bir şeyler. Güzel bir öykü girişiydi, yarım kaldı hatta yirmi dakika yazdım muhtelemelen. Bir ara bir Antep restoranında Ercan-Nazan Kesal’ı gördüm ve daha bir sürü sevdiğim önemli insanı. Yeni insanlar tanıdım, şarkılar söyledim iki tane iki saat sürdü bu kısım da. O kadar şey oldu ki bunu durup düşünemedim. Heybeli Ada’ya gittim bankta yattım, 2 saat. Bak bu iki saat güzeldi ve upuzundu Çiğdem. Hem sersemliği de iki gün sürdü çünkü güneş çarpmıştı seni 🙂 Hayır hiç güzel değil, bu ne ya :). Sonsuz biçimde şekillendirilmiş anksiyete servis edilmiş gibi önüme. Anladık ulu Tanrı’m, bunu anlayacağız, teslim olacağız da üst üste bu kadar denenmez insan. Aylarca duvara bak, iki hafta ölümler oku intiharlar üstüne tefekkür et, sonra sıkıştırılmış harikalar diyarı. Neyse, teşekkür ederim bu arada 🙂

Arada muhteşem bir performans sergiledim kabaremizde, söylemesi ayıp değil diye düşünüyorum 🙂 Beş altı kez selama çağırıldım, bir ara ağzım açık, gözlerim dolu seyirciye bakakaldım artık. İki gün sürdü heyecanım-bir de şimdi :).

Çünkü sonrasında saatlerce henüz var olmayan evimizin, odalarını yerleştirdim. Henüz var olmayan eşyalarla. Sıkıntıya gelemediğim için güzel bir ev bulundu bir an önce. Tek sorunumuz evin İstanbul’da olması o kadar. Haydi tamam ne yapalım yani istemeye istemeye, Moda İskelesi’ne gider yazarım artık:)

İnternetten envai çeşit eşya seçeneği incelemem birkaç iki günümü aldı o kadar. Bu esnada bana bu hafta birkaç ay gibi geldi sadece.

Sonunda yazı masamı yani aslında yemek masası görünümlü şaheseri buldum. İlave masalarımı da beğendim 🙂 Ev işi de eli kulağındadır, takım çalışması bu anlamda iyiymiş onu anladım. Hemen o masayı eve atsak da ben de gidip bir an önce şu camın önüne koysam da kafamdaki metinleri yazsam diyorum.

Sonra fark ettim, aaaa Ankara’da evimde mutfaktayım ve bilgisayar önümde 🙂 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yengeç Adımları

 Bir yazı alıştırması yaptık eşimle birlikte. Buraya belki denemek isteyen olur diye not bırakmak istedim.  Bir kişiyi anket soruları ile anlatmak aslında alıştırmanın özü.  1- Memleketiniz olmayan bir yerde doğduğunuz doğru mu?  -Evet 2- İlk çocuk musunuz?  -Hayır 3- Son çocuk musunuz?  -Evet 4- En küçük çocuk musunuz?  -Evet 5- Daha sonra memleketinizde uzun yıllar yaşadığınız doğru mu?  -Evet      Bu şekilde başlayan bir sorular silsilesi ile sevdiğim birini anlattım, o da yanımdaydı.      O da kendi soruları ile bir yazı yazıyordu. Böylece geçen yarım saatin nasıl aktığını anlamamış, günün yorgunluğunu ve hayatın yüklerini attığımızı bilmiyorduk o sırada.      Daha sonra yazdıklarımızı birbirimize okuduk. Yazı hocamız, yazdıklarımızı sesli okumanın gücünden, bir dinleyici olmasının öneminden söz etmişti. Başta çekingen, tutuk, saygılı okumalarımız; birden hayret ve sürprizli bir yolculuğa dönüştü. B...

Alyans

 Artık alışmam gereken bir şey var : "Harala, gürele!" Yani koşturmaca en azından içsel koşturmaca benim normalim oldu. Bir haftada bu kadar şey yaşamak da ne bileyim. Millet seyahatlerini filan yazar, ben duygusal atmosferimin dolaylarında yaşıyorum dünya üzerindeki zamanı. Tek istediğim yazı yazmak ve yazıda kalmak. Yazıda yola devam etmek. Yaşarken gerçekten bu denli kolaylığı azalıyor mu? Yazmak için sıkılmak mı gerek? Sıkıcı bir atmosferde yaşamak? Neden koşuyorum İstanbul'da yaşamak ve yazmak için? Kim bilir?  -Eski dost selamı, haftanın vurucu yanlarından biriydi. Biri nasıl da yıllarca süren yokluğuyla canınızı oyabilirken öyle bir anda varlığıyla omzunuza dokunabiliyor? İlginç. Varlığı daim olsun, içimi rahatlattı.  -Bir başkası da var zannedilirken o denli yok. Belki ya da aslen kimse yok. Ben de bilemiyorum. Ağlayarak günlüğüme yazarım artık.  -Bir evim olma ihtimali var artık ve de bir eşim. Evet, evet dedim. Aynen böyle durum. Açık açık yazmadıkça ya da ...

This time we'll take it slow

Uzun zamandır yazmak istiyordum şeklinde klişe bir cümleyle başlayacağım; zira 15-20 yıl kadar uzun bir zaman, bir hayali ertelemeyi nitelendirmek için hayli kafi bence. Bir de kuvvetle muhtemel'i bir yere sıkıştırırsam keyifli bir giriş yapmış olacağım sanırım. Başlıkta yazdığım gibi neden olmasın? Hayatının son iki senesini, "içinde kalanlar listesi"ni temizlemeye ayırmış ve belki de 15 senesini "kendini erteleme"ye ayırmış bir insan olarak artık enginlere sığmam bloglara taşarım :) Elimdeki zaman "kısıntısı" maalesef duygularım, bedenim, hayatım ve hatta arkadaşlarım arasındaki ilişki ve dengeyi yakalayamıyor. Sürekli bir yerlere bir şeylere notlar, şiirler, alıntılar kaydediyor, sonra da: "Öldüğümde bunları sakladığımı görüp gerizekalı olduğumu düşünecekler" diye hayıflanıp duruyorum. Tabii ki hayıflandığım, "öldüğümde" kısmı oluyor. Tamam, sonra sakladığım şeyleri ergence bulacaklarını da düşünüyor olabilirim, peki. Ama be...