
Eski bir dosta kavuşmuş gibi eve koşa koşa geldim. Yarın Pazartesi, erkenden kalkmam gerekirken hemen eski yazıya (yani birkaç saat önce bıraktığım anlağa) göz atıp yeni akış için klavye başına oturdum. Önceki yazıyı balıkla bitirmiştik. Daha doğrusu, aslında, bir kilo istavrit. İnsanın birinden bir kilo istavrit istemesi hadisesi :) Siz de 1.5 aylık sevgilinizden, kendi mutfağına alışveriş yaparken size de alması için istavrit sipariş edebiliyorsanız, orada bir şeyler vardır. Henüz adını sevgi koymaya bile cesaret etmeye şaşırdığım bir şey. Bir tanıdıklık, bir sıcaklık, bir "hep yanımda olacak sanki" hissi yani. Bir yandan arkadaş bu kadar kısa zamanda böyle bir şey olabilir mi derken diğer yanım da "yanına turp, domates de yakışırdı aslında" diyor. Ya da böyle düşünecek kadar samimi hissediyor. Aidiyet hissi bir ihtiyaç mı? Bu hissin insanın içine yerleşmesindeki kendiliğindenlik gerçeklikle bağdaşıyor mu? Bunu henüz maalesef anlayamıyorum ama bundan birkaç sene olsa hemen isimler sıfatlar yerleştirirdim, onu biliyorum. Şimdilik sadece kısacık bir sürede bana ailem kadar yakın, bazen yine ailem kadar hoyrat, belki bu yüzden bir o kadar tanıdık gelen birinin bana 30 km öteden getirdiği istavritin sıcaklığını paylaşmak istiyorum. Nicedir folik asitim düşüp duruyor.Orta yaşın hediyesi :) Bazen işime gelmeyen şeyleri unutmamı sağlayan bu hediye, beni boş boş bakan, kısmen bakıma muhtaç bir hale de yaklaştırabiliyor. Hamile kadınlarda folik asit çok düşermiş. Belki benim de başka şeyleri yaratım süreçlerim folik asitimi düşürüyordur kimbilir. Doğmak, doğurmak, türemek, türetmek kolay değil ne de olsa. Her neyse etle ve balıkla arası pek iyi olmayan biri olarak mecburen hayvansal gıdaya yönelmek zorunda kaldım anlayacağınız. Bu da aklımda karbonhidrat hayalleri gezerken balığa düşmek demek oluyor. Belki artık yavaştan mutfağa, sağlıklı beslenmeye kafa yormak da aynı zamanda.

Tam bu noktada size halden 1 kilo istavrit alıp getiren sevgili, gönüllere ciddi bir taht kurmuş oluyor. Biraz eski kafalı ya da geleneksel görünebilirim size, öyle olduğumu da gizleyecek değilim; ama kapıma gelen güllerden de isimsiz çiçeklerden ya da isimli ama pahalı çiçeklerden de daha anlamlı benim için. Hem kalbimi ısıtıp hiçbir zaman ait hissetmediğim bu şehirde evimde hissettiriyor (yersiz yurtsuzluğumu alıyor), hem de sanki arkamda koca bir ordu varmış gibi kuvvetlendiriyor, yalnızlık hissimin tozunu alıyor böyle şeyler. İnsanların birbirine dokunması için bu kadar şey yeter de artar bile. O zaman...
Yorumlar
Yorum Gönder