- Dün birkaç satır karalamış olmak o kadar iyi geldi ki bugün hemen devam etmek istedim. Evet Therapy "süreci" (!) ve dönüşümlerden söz etmek istiyordum. Aslında tiyatro demek daha doğru. Çocuklar bugünkü konumuz sevgi :) Meditasyon isimli bir uygulama var aslında tiyatroya başladığım zamandan itibaren satın almıştım ancak efektif kullanamamıştım. İşte sahnede duygularımızı anlamamız yönetmemiz insan duygularının farklı renklerini hissedebilmemiz gerekiyor ya o yüzden(Sanki bana..!). Birkaç kötü meditasyon denemem oldu, ağladığım, boğazıma birçok şeyin düğümlendiği.. E tabi kendi içini temizlemeden başkasını nasıl anlayacaksın? Yani asla olmaması gerekiyor sandığım şeylerin oldugu ama benim böyle dinginlesme mi olur diye isyana kalktığım zamanlar oldu :) Hemen çiçekler açacak ben de Lao Tzu olacağım zanmediyor insan meditasyonla. Hayır üniversitede uzun zaman kundalini yaptım. Çocukluğumdan beri reiki, yoga vb. bir gözüm bir kulağım açıktır ama bazen işler öyle olmuyor. Kaçmaya, donuklaşmaya başlıyorsun hatta yazıdan kopuyorsun (this is travma baby!) Oysa ki duygularımız orada. Nereye kaçıyoruz hanım :) Bir de öyle ortalık yerde ağlatıverir insanı, kendinizi pek tanımadığınız on kişiyle yağmur sesi çıkarmaya çalışırken hıçkırıklar içinde buluverirsiniz. Ben duygularımdan utanmadığını zanneden biri olarak insanın kendine yalan söyleme ustası olduğunu sanırım o zaman anladım(yazar burada aşırı dürüstüm diyerek bir daha sallıyor). Daha dogrusu kabul etmek zorunda kaldım(hah). Kırılganlık, duygusallık nasıl da sinirlerime dokunuyordu anlatamam :) Ki duygusunu saklayan insanlardan hiç hoşlanmıyordum güya...Bu durum ne derece değişti derseniz derin mevzu. İnsanın kendini sevmesi ve sevgiyi deneyimlemesi ile belki fark edebileceğimiz noktalara geliriz bir gün kimbilir. Bu kendini sevmek hayli iddialı bence ona da sonra detaylıca geleyim. Benim varmak istediğim yer ise anlamanın ve sevmenin gerçekliği üzerine... Yani on kişiyle de ağlasanız otuz kişiyle de ağlasanız anlaşılmış hissetmeyebilirsiniz. Evet "group hug" ve haftasonu bir şeyler içebilecek birkaç kişi, oynanan ice breaking oyunlar yüzünüzü güldürse de içtenlik zamanla ve emekle gelişen kısmı. Ha elbette görünürde 15 yıllık dostunuz da bunu size veremeyebilir. Belki de yalnız kalmamak hatta içten içe yalnız ölmemek adına o aşık olmadığınız adama, o sevmediğiniz ortama, yan komşuya katlanmak zorunda zannedersiniz kendinizi. Hayır efendim öyle değilmiş işte. İnsan istikrarı aramak aradığında da kaybetmek üzerine programlı bence. Sevgi de üretilir, yenilenir, bitince de biter başka şekilde, belki başka yerlerde ve başkalarıyla hatta başkalarında filizlenir diyebiliyorum şimdi.
Thich Nhath Hanh: " Bir insanın acısını anlamak ona verebileceğiniz en güzel hediyedir. Anlamazsanız sevemezsiniz "
demiş. Gerçekten de bebeğim seni seviyorum ay balım çok tatlısın ne kadar yakınız demekle iş bitmiyor. Erich Fromm da sevme sanatında çok güzel anlatıyor, sevgi, emek, eylem, seçim, tutarlılık ilişkisini. Bir insanı anlamak ondan da önce varsayımları kenara bırakıp anlamaya samimi bir niyet koymak gerekiyor. Çünkü hepimiz görülmek, dokunulmak isteriz, yöntemlerimiz farklı olsa da. İşte ben bunu hissetmediğim yerde ve zamanda tatmin olmadığımı ve buna rağmen sürdürdüğüm "katlanma" pratiklerinin de beni hayli "öfkelendirdiğini" anladım. Tabii şimdi öfkelenmiyorum artık, anladığım için. Kendini sevmek eğer amerikanın oyunu değilse;) ve bir pazar malzemesi oluşturmak için uydurulmadıysa bu öz şefkat...Kendini sevmenin yolu da kendini anlamak olmalı. Yani kendimi ne kadar seviyorum diye dolaşmaktan ziyade, kendini anlayıp kendi ihtiyaçlarına göre kendine muamele etmek gibi. Yoksa bunu sürekli şu an kendimi seviyorum kronometreyi çalıştırın şeklinde bir mekaniğe bağlayamayız herhalde. Bilmiyorum, var mı bağlayan?


Yorumlar
Yorum Gönder