Ana içeriğe atla

Therapy


Bundan önce ne yazdığıma bakmaya korkuyorum :) Dur yaa şuralarda fütursuzca yazabileceğim bir blogum olacaktı dürtüsüyle kaybettiğim blogu aramaya koyuldum. Biliyorsunuz şu an internette kişisel bilgilerimiz  kol geziyor ve unutulma hakkı konuşulur oldu bu yüzden . Belki de gerek yoktur dedim ben. İnsan kendi kendini unutuyor bile. Sizi bilmem ama benim içimde bir reset butonu var. Hayata belli bir açıdan çok uzun süre bakamıyorum. Düşsem de kalksam da ekranın çevir butonunu serbest bırakmadan edemiyorum. Herhalde 2019 Şubat 'ta bu çevirme butonunu dondurmuş olacağım ki hevesle kalbimi açtığım bloga ara vermişim. Uzun bir Therapy-Dark Cabaret dönemi de girdi tabii araya. Aylardır bindik bir alamete. Gittikçe artan gösterimlerin ve temponun arasında ne okudum ne de yazdım, yalan dünyayı da gönlümce gezdiğim söylenemez. Kendimce uzun iç yolculuklar yaptım, dışarıda görünen makaranın aksine bol bol derinleştim. Ekranı çokça evirip çevirdim aslında. Sağlık, aile, arkadaşlıklar, iş gibi birçok alanda hiç beklemediğim dönüşümlere tanık oldum. Yavaş yavaş benim için anlamlarını da paylaşmaya geçebileceğim bir noktaya geldim. Geriye güzelce bakmanın da tazelenme ve olumlama getireceği kesin diye düşünüyorum. Aklıma anlatacak o kadar çok ve güzel  şey geldi ki bir an neresinden başlasam seçemedim bile. Ama bu yazının temel amacı biten her şeyin yeni başlangıçlara gebe olduğunu anlatmak.
Beş kişilik avukatlık ortaklığından beş kişilik bir oyuna,  hayatımın aşkı/ları hayatımın trajedisi/lerine dönüşürken defalarca bu konuda loopa girmeye, hatta kronik rahatsızlıklara gark olmaya :) ama buradan neye veya kime layık olup olmadığını keşfetmeye, asla silemem sandığım dostluklarımdan vazgeçince yerinde çiçekler açan gerçek ve anlamlı ilişkilere doğru koştugum bir yıl oldu. Belki de iki.. Bazen yoruluyorum. Yorulunca da baş belası oluyorum ama biraz olumlama içimi açıveriyor. E böyle şeyleri de çokça okuyorum filan derken yahu dön de hayatına bak olumlama içeride dedim ve paylaşmak istedim sizlerle. Mesele kendine hayatındaki iyilikleri göstermek, hatırlatmak ve hayatla flört etmek. Tabii bunun pratiğini yapmak öyle kolay değil, bir tez çalışması isteyecek kadar meşakkatli, istikrar ve destek isteyen bir süreç özellikle benim gibi nazlı niyazlı ve çabuk düşen tiplerdenseniz :) Dolayısıyla bu blogu kendime ve okuyanlara sevgi, şefkat, mutluluk dağıtmaya ayırmaya karar verdim aman klişeyse okumayın be(!) :)
Sevgiyle


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yengeç Adımları

 Bir yazı alıştırması yaptık eşimle birlikte. Buraya belki denemek isteyen olur diye not bırakmak istedim.  Bir kişiyi anket soruları ile anlatmak aslında alıştırmanın özü.  1- Memleketiniz olmayan bir yerde doğduğunuz doğru mu?  -Evet 2- İlk çocuk musunuz?  -Hayır 3- Son çocuk musunuz?  -Evet 4- En küçük çocuk musunuz?  -Evet 5- Daha sonra memleketinizde uzun yıllar yaşadığınız doğru mu?  -Evet      Bu şekilde başlayan bir sorular silsilesi ile sevdiğim birini anlattım, o da yanımdaydı.      O da kendi soruları ile bir yazı yazıyordu. Böylece geçen yarım saatin nasıl aktığını anlamamış, günün yorgunluğunu ve hayatın yüklerini attığımızı bilmiyorduk o sırada.      Daha sonra yazdıklarımızı birbirimize okuduk. Yazı hocamız, yazdıklarımızı sesli okumanın gücünden, bir dinleyici olmasının öneminden söz etmişti. Başta çekingen, tutuk, saygılı okumalarımız; birden hayret ve sürprizli bir yolculuğa dönüştü. B...

Alyans

 Artık alışmam gereken bir şey var : "Harala, gürele!" Yani koşturmaca en azından içsel koşturmaca benim normalim oldu. Bir haftada bu kadar şey yaşamak da ne bileyim. Millet seyahatlerini filan yazar, ben duygusal atmosferimin dolaylarında yaşıyorum dünya üzerindeki zamanı. Tek istediğim yazı yazmak ve yazıda kalmak. Yazıda yola devam etmek. Yaşarken gerçekten bu denli kolaylığı azalıyor mu? Yazmak için sıkılmak mı gerek? Sıkıcı bir atmosferde yaşamak? Neden koşuyorum İstanbul'da yaşamak ve yazmak için? Kim bilir?  -Eski dost selamı, haftanın vurucu yanlarından biriydi. Biri nasıl da yıllarca süren yokluğuyla canınızı oyabilirken öyle bir anda varlığıyla omzunuza dokunabiliyor? İlginç. Varlığı daim olsun, içimi rahatlattı.  -Bir başkası da var zannedilirken o denli yok. Belki ya da aslen kimse yok. Ben de bilemiyorum. Ağlayarak günlüğüme yazarım artık.  -Bir evim olma ihtimali var artık ve de bir eşim. Evet, evet dedim. Aynen böyle durum. Açık açık yazmadıkça ya da ...

This time we'll take it slow

Uzun zamandır yazmak istiyordum şeklinde klişe bir cümleyle başlayacağım; zira 15-20 yıl kadar uzun bir zaman, bir hayali ertelemeyi nitelendirmek için hayli kafi bence. Bir de kuvvetle muhtemel'i bir yere sıkıştırırsam keyifli bir giriş yapmış olacağım sanırım. Başlıkta yazdığım gibi neden olmasın? Hayatının son iki senesini, "içinde kalanlar listesi"ni temizlemeye ayırmış ve belki de 15 senesini "kendini erteleme"ye ayırmış bir insan olarak artık enginlere sığmam bloglara taşarım :) Elimdeki zaman "kısıntısı" maalesef duygularım, bedenim, hayatım ve hatta arkadaşlarım arasındaki ilişki ve dengeyi yakalayamıyor. Sürekli bir yerlere bir şeylere notlar, şiirler, alıntılar kaydediyor, sonra da: "Öldüğümde bunları sakladığımı görüp gerizekalı olduğumu düşünecekler" diye hayıflanıp duruyorum. Tabii ki hayıflandığım, "öldüğümde" kısmı oluyor. Tamam, sonra sakladığım şeyleri ergence bulacaklarını da düşünüyor olabilirim, peki. Ama be...