Ana içeriğe atla

Slow down honey!

Takmış durumdayız cidden. Ya birilerini yavaşlatma ya da hızlandırma peşindeyiz. Kendimizi nasıl verimli kullanabiliriz temel meselemiz bu. Yani kendimizi kendimizden o kadar ayrı tutuyoruz ki bir de o kendimize kullanma kılavuzu düzenlemeye niyetleniyoruz. Peki ya her şey bütünse? Dün bazı atıştırmalıkları neden tercih ettiğimize ilişkin biraz google mesaisi yaptım. Mesela peynir ekmek tercih edenler  kötümser bir modda, patlamış mısır seçenler baskı altında, makarna ekmek gibi karbonhidrat seçenler kendini güçsüz hissediyor olabilirmiş. Bir nevi demir eksikliği olan bebeklerin toprak yeme ihtiyacı gibi. Beden, ruh, kalp, mide birbirine alarm veriyor yani. Yavaşlama ya da hızlı yaşama konusunda da bu böyle.
Ben yaklaşık iki senedir sahnede bir sekilde yer alıyorum amacım da hayatıma biraz hız katmaktı ama bence en yavaş zamanlarımı yaşıyorum. Ne kadar anda kalma, konsantrasyon, her şeyi detaya indirgeme olayı varsa bu işlerde varmış. Hani hiç de laga luga yapmaya gelmiyor aksine avukatlık kadar ciddi bir iş bence. Algı açık ama kimse bakıyormuş gibi, iç aksiyon güçlü ama dışarıdan da efendim sanki her gün böyleymişçesine :) Bu nedenle aşırı veri birikiyor kafamda. Zaten mimikler, kelimeler, ses tonları normalde de sıvı halde otomatikman akıyordu bünyeme bir de bunlar olurken bana yazacak malzeme çıktı anlayacağınız. Yazmak da zamanı yavaşlatmak için bir vesile. Dinlemek için de bitki beslemek çok etkili. Ağzı dili yok çünkü onun derdini anlamak için gözünüz üzerinde, uzun uzun dinlemeniz, sapına yaprağına bakarak derdini anlamaya çalışmanız gerekiyor. Birkaç aydır bu konuda da hayli veri biriktirmişliğim var. İnsan gerçekten emek verdiği her şeyi sahipleniyor. Hasta mı, bir başkası ona aynı özenle baktı mı diye aklı kalıyor. Zaten aslında insan da böyle. Biraz görünenin ötesine bakmaya zahmet edersek ki sanırım buna yavaşlamak deniyor, çok şey duyabiliriz. Bilmiyorum dediğim gibi sosyal medyadan her şey çok hızlı, hareketli geliyor olabilir ama benim iç hızım oldukça stabil bu aralar ve bana sonsuz üretme gücü veriyor. Surete meyleden ziyandadır yani honey! Ha zaten ne zaman hızlanıyor zaman bence sadece dans ederken :) Sahne görmekten biraz baydığım ve bedenim dinlen dediği için çok az çıkabiliyorum geceleri ama dışarı çıkıp dans etmeyi o kadar özledim ki :)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yengeç Adımları

 Bir yazı alıştırması yaptık eşimle birlikte. Buraya belki denemek isteyen olur diye not bırakmak istedim.  Bir kişiyi anket soruları ile anlatmak aslında alıştırmanın özü.  1- Memleketiniz olmayan bir yerde doğduğunuz doğru mu?  -Evet 2- İlk çocuk musunuz?  -Hayır 3- Son çocuk musunuz?  -Evet 4- En küçük çocuk musunuz?  -Evet 5- Daha sonra memleketinizde uzun yıllar yaşadığınız doğru mu?  -Evet      Bu şekilde başlayan bir sorular silsilesi ile sevdiğim birini anlattım, o da yanımdaydı.      O da kendi soruları ile bir yazı yazıyordu. Böylece geçen yarım saatin nasıl aktığını anlamamış, günün yorgunluğunu ve hayatın yüklerini attığımızı bilmiyorduk o sırada.      Daha sonra yazdıklarımızı birbirimize okuduk. Yazı hocamız, yazdıklarımızı sesli okumanın gücünden, bir dinleyici olmasının öneminden söz etmişti. Başta çekingen, tutuk, saygılı okumalarımız; birden hayret ve sürprizli bir yolculuğa dönüştü. B...

Alyans

 Artık alışmam gereken bir şey var : "Harala, gürele!" Yani koşturmaca en azından içsel koşturmaca benim normalim oldu. Bir haftada bu kadar şey yaşamak da ne bileyim. Millet seyahatlerini filan yazar, ben duygusal atmosferimin dolaylarında yaşıyorum dünya üzerindeki zamanı. Tek istediğim yazı yazmak ve yazıda kalmak. Yazıda yola devam etmek. Yaşarken gerçekten bu denli kolaylığı azalıyor mu? Yazmak için sıkılmak mı gerek? Sıkıcı bir atmosferde yaşamak? Neden koşuyorum İstanbul'da yaşamak ve yazmak için? Kim bilir?  -Eski dost selamı, haftanın vurucu yanlarından biriydi. Biri nasıl da yıllarca süren yokluğuyla canınızı oyabilirken öyle bir anda varlığıyla omzunuza dokunabiliyor? İlginç. Varlığı daim olsun, içimi rahatlattı.  -Bir başkası da var zannedilirken o denli yok. Belki ya da aslen kimse yok. Ben de bilemiyorum. Ağlayarak günlüğüme yazarım artık.  -Bir evim olma ihtimali var artık ve de bir eşim. Evet, evet dedim. Aynen böyle durum. Açık açık yazmadıkça ya da ...

This time we'll take it slow

Uzun zamandır yazmak istiyordum şeklinde klişe bir cümleyle başlayacağım; zira 15-20 yıl kadar uzun bir zaman, bir hayali ertelemeyi nitelendirmek için hayli kafi bence. Bir de kuvvetle muhtemel'i bir yere sıkıştırırsam keyifli bir giriş yapmış olacağım sanırım. Başlıkta yazdığım gibi neden olmasın? Hayatının son iki senesini, "içinde kalanlar listesi"ni temizlemeye ayırmış ve belki de 15 senesini "kendini erteleme"ye ayırmış bir insan olarak artık enginlere sığmam bloglara taşarım :) Elimdeki zaman "kısıntısı" maalesef duygularım, bedenim, hayatım ve hatta arkadaşlarım arasındaki ilişki ve dengeyi yakalayamıyor. Sürekli bir yerlere bir şeylere notlar, şiirler, alıntılar kaydediyor, sonra da: "Öldüğümde bunları sakladığımı görüp gerizekalı olduğumu düşünecekler" diye hayıflanıp duruyorum. Tabii ki hayıflandığım, "öldüğümde" kısmı oluyor. Tamam, sonra sakladığım şeyleri ergence bulacaklarını da düşünüyor olabilirim, peki. Ama be...