Ana içeriğe atla

Let me hear your flow sistas

Durup dururken uykun kaçar. Kurcalarsın sosyal medyayı, eski sevgilin engelini kaldırmıştır. Vaybebayın! Sen tut o kadar kin güt, yeme içme, geçen günleri yok say, sonra bi' gece, uykuma zeval olacak kadar yüksek frekansla engelimi kaldır. Yarın da iş var. Herkesin o an içine doğuyordur eminim. Böyle ağız dolusu hüdaya havale ettiğiniz birinin, engelinizi kaldırdığını fark etmek. Takdir-i ilahi hissi ve acımasız gülme anı. İşte, yalan söylesem güvenilmez olurum, doğruları söyledim diye hoşlaşılmıyorum... Anladın mı , üç senenin sonunda benim haklı olduğumu, itin oğlu, an'ı. Hangisi yollamaya başlamış derken beklemediğim birinden almışım meğer vaybı. Öyle ki yani şimdi intikam için geri engellesem hiçbir manası olmayacak. Zaten bitmesi ferahlatmış. İyiyim böyle ya dedirtmiş. Öyle gereksiz biri. Bu da böyle bir anıydı, değişik insan tanıdık azizim, raad olmak bunalmaktan evladır dedirteni. Zaten hayal ettiği hayatı yaşıyorum dedirteni. Yani nasıl desem, masaya fondü beklerken sütlü nuriye gelmiş gibi anlayacağın. Böyle oynadığın oyunun repliklerinden afırmak da iyi oluyormuş. Telifi filan yok zaten, her türlü isteyen kullanabilir benim arada terapiden yazdığım replikleri. Neyse ben iyiyim işte. Yazmıyorum bi süredir buraya ne bileyim. Bazen müvekkil gözünden okuyorum kendimi, ayıp geliyor. 45 yaşımdan geriye bakıyorum, hala bekleyecek oluyorum büyümeyi, zoruma gidiyor. Yazmasam kapasiteme zafiyet geçirtiyorum kendi kendime. Yiyip yiyip kusma şeysi benimki. Kusmasam da olmuyor. Yediklerim aniden şişme yapıyor sanki. Çok önayak oldum millete, yazın anacım, çalın enstrümanları sevgililerim, ay her yer sanat sepet dolsun komşular bize bu lazım diye. Bu pezevenklere verdiğim motivasyonun bi' tanesi dönüp de işime yaramadı yemin ediyorum. Kıymet bilip arkadaşca teşekkür edecek yerde durmayı bile bilmedi zırtapoz herifler. Yaratıcı enerjinizi böyle savurmayın sistalarım. Hem zamana hem güzelliğinize hem potansiyelinize yazık. Neden yukarıda kapasite de potansiyel dedim burada açıklayayım. Potansiyel atıldır. Kof bir laftır. Olmayana göndermedir. İçi çürümüş, oral döneme takılı kalmış adamların yanında, sizin yaşam enerjiniz potansiyel olarak kalmaya mahkumdur. Kendinizle bağlantı kuracak, sağlıklı mesafelerde durduğunuzda ise kapasitenizi kullanmaya başlayabilirsiniz. Kullandıkça da geliştirirsiniz. Bir arkadaş, dost, sevgili, aile üyesi size sadece varlığı ile bile engel oluyor mu bunu inceden inceye bir taraftan tartın onlar yanınızdayken. Anlarsınız zaten, kendiniz olamıyor, üretemiyorsunuz öyle insanlar hayatınızdayken. Aduket çekiyorlar niyetlerinize, fikirlerinize, özgüveninize. Çiçek açtığınızda etrafınızda kim var onlara iyi bakın. İnsan çiçek açınca anlar kendini. O zaman işte geride kalanların tamamının işe yaramaz olduğunu anlayacaksınız. Hayat önünüze getiriyor zaten çok da şeapmayın. Benim çiçek açtığımdaki halimi ve o anda yanımdaki kadim bir dostumu taşıyan bir fotoğraf buldum bugün şanslıyım ki. İnsan zamanla olgunlaşır, değişir ama mutluyken gözünün ışığı neşesi bence aynı kalır. Onu da sevdiğiniz, yanında rahat ettiğiniz, sizi anlayan insanlarla yaşayabilirsiniz en çok eğer benim gibiyseniz. Yani hem introvert hem extravert bir karışımsanız belki. Neyse o fotoğrafı paylaşıyorum bugün sizinle. Kendisiyle paylaştım ve varlığına şükrettim. 2004 yılında beni şimdiki ben gibi tanıyan, bilen, anlayan ve başımı çevirdiğimde orada duran can dostlarımdan biri ve hemen takındığım sevimli yüz ifademi. 18 yaşımla yan yana oturuyor ahiretliğim. Bugün iki kelimesiyle o günlere  gidebildiğim, yanımdaymış gibi huzur ve güven bulduğum canım arkadaşım. İşte böyle su gibi olmalı arkadaşlıklar, aşklar... Uzatmadan, sitemsiz, kaprissiz. Hadi iyi uykular.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yengeç Adımları

 Bir yazı alıştırması yaptık eşimle birlikte. Buraya belki denemek isteyen olur diye not bırakmak istedim.  Bir kişiyi anket soruları ile anlatmak aslında alıştırmanın özü.  1- Memleketiniz olmayan bir yerde doğduğunuz doğru mu?  -Evet 2- İlk çocuk musunuz?  -Hayır 3- Son çocuk musunuz?  -Evet 4- En küçük çocuk musunuz?  -Evet 5- Daha sonra memleketinizde uzun yıllar yaşadığınız doğru mu?  -Evet      Bu şekilde başlayan bir sorular silsilesi ile sevdiğim birini anlattım, o da yanımdaydı.      O da kendi soruları ile bir yazı yazıyordu. Böylece geçen yarım saatin nasıl aktığını anlamamış, günün yorgunluğunu ve hayatın yüklerini attığımızı bilmiyorduk o sırada.      Daha sonra yazdıklarımızı birbirimize okuduk. Yazı hocamız, yazdıklarımızı sesli okumanın gücünden, bir dinleyici olmasının öneminden söz etmişti. Başta çekingen, tutuk, saygılı okumalarımız; birden hayret ve sürprizli bir yolculuğa dönüştü. B...

Alyans

 Artık alışmam gereken bir şey var : "Harala, gürele!" Yani koşturmaca en azından içsel koşturmaca benim normalim oldu. Bir haftada bu kadar şey yaşamak da ne bileyim. Millet seyahatlerini filan yazar, ben duygusal atmosferimin dolaylarında yaşıyorum dünya üzerindeki zamanı. Tek istediğim yazı yazmak ve yazıda kalmak. Yazıda yola devam etmek. Yaşarken gerçekten bu denli kolaylığı azalıyor mu? Yazmak için sıkılmak mı gerek? Sıkıcı bir atmosferde yaşamak? Neden koşuyorum İstanbul'da yaşamak ve yazmak için? Kim bilir?  -Eski dost selamı, haftanın vurucu yanlarından biriydi. Biri nasıl da yıllarca süren yokluğuyla canınızı oyabilirken öyle bir anda varlığıyla omzunuza dokunabiliyor? İlginç. Varlığı daim olsun, içimi rahatlattı.  -Bir başkası da var zannedilirken o denli yok. Belki ya da aslen kimse yok. Ben de bilemiyorum. Ağlayarak günlüğüme yazarım artık.  -Bir evim olma ihtimali var artık ve de bir eşim. Evet, evet dedim. Aynen böyle durum. Açık açık yazmadıkça ya da ...

This time we'll take it slow

Uzun zamandır yazmak istiyordum şeklinde klişe bir cümleyle başlayacağım; zira 15-20 yıl kadar uzun bir zaman, bir hayali ertelemeyi nitelendirmek için hayli kafi bence. Bir de kuvvetle muhtemel'i bir yere sıkıştırırsam keyifli bir giriş yapmış olacağım sanırım. Başlıkta yazdığım gibi neden olmasın? Hayatının son iki senesini, "içinde kalanlar listesi"ni temizlemeye ayırmış ve belki de 15 senesini "kendini erteleme"ye ayırmış bir insan olarak artık enginlere sığmam bloglara taşarım :) Elimdeki zaman "kısıntısı" maalesef duygularım, bedenim, hayatım ve hatta arkadaşlarım arasındaki ilişki ve dengeyi yakalayamıyor. Sürekli bir yerlere bir şeylere notlar, şiirler, alıntılar kaydediyor, sonra da: "Öldüğümde bunları sakladığımı görüp gerizekalı olduğumu düşünecekler" diye hayıflanıp duruyorum. Tabii ki hayıflandığım, "öldüğümde" kısmı oluyor. Tamam, sonra sakladığım şeyleri ergence bulacaklarını da düşünüyor olabilirim, peki. Ama be...