Ana içeriğe atla

Yolculuk Hazırlığı


Eveet yavaş yavaş Erasmus sürecini düşünmeye başlama zamanı geldi sanırım.  Biometric fotoğraf da bunun imzası olsun :) İşi gücü vicdanen rahatça bırakıp şöyle birkaç aylık bir nefes nasıl alınır diye düşününce, lisans döneminden beri dilediğim bir şeye yönelme fikri iyi geldi. Hazır yüksek lisans kaydım açık, okuldan atılıp geri dönmüşken neden şansımı denemeyecektim ki? Şimdiye kadar işleri oturtma, organize olma, sahne vs derken yalnızca kendim için ne yapabilirdim? 33 yaşında tekrar yurtta kalabilir miydim? Konforumdan, zevklerimden ne kadar ve ne için fedakarlık edebilirdim? Elimdekileri biraz serbest bırakmadan kendimi nasıl geliştirebilirdim.. Daha önce belki korkmuş belki kendime güvenememiştim bilmiyorum. Sonuç olarak işi gücü bırakıp gitmeye karar verdim. Kimileri orta yaş bunalımı diyor :) Ben içimde kalanlar listemi tüketiyorum bana sorarsanız. Ciddi maliyetleri oldu tabii. Giderken elimdeki dosyalarda aklım kalacak, yaklaşık dört ay yokum sonuçta. Bu nedenle özellikle son iki aydır çıldırmış gibi elimdeki işlerde yapılmadık bir şey bırakmamaya çalışıyorum. Bu da benim gibi şimdiye oranla çoook yavaş ve her şeyi kendi akışına teslim eden biri için ciddi bir hareketlenme ve iç disiplin demek oldu. E bir taraftan sağlık sorunlarım vardı. Sahneye provalara ve işe yetişmek için bağışıklık sistemim uzun zamandır borozan çalıyordu. Gerekli kontroller, takviyeler devam ederken baktım bu böyle olmayacak, bir de koşuya başladım bu süreçte. Şimdiye kadar hiç koşmamıştım. Vücudumu bu açıdan hiç tanımıyordum anlayacağınız. Ancak kendi haline bırakınca bir baktım 5 kmden fazla koştum bir akşam. Hatta daha erken kalkmaya, daha soğuk havalarda koşmaya, daha az yemeye başladım. Yani yanlış anlaşılmasın ben hava soğuk diye camdan dışarı bakmayı reddeden, arabaya bile binmeyi külfet sayan aşırı depresyon triplerinde bir dönemden buraya geçtim. Ki bazı arkadaşlarım sen şimdi hem ofis, hem tez, hem avrupa... Yapamazsın yani herkesin bir vücut ritmi var demişlerdi :))) Hmmm, evet canım dedim. Benim böyle fazla sıkışık zamanlarda jet hızıyla hareket etme gibi bir boost modum var. Biraz çarpa çarpa kendisi öğrensin modu diyelim. Bu aşamaya gelince zaten kendi önümü ben de alamıyorum. Reading challenge ekledim mesela kendime yılda 50 kitap. Şimdilik o da normal zamanında ilerliyor. Yani Şubat'tayız ve ben altıncı kitabımdayım. Yani hayatı atiye terk edecek zaman bırakınca insan depresyona da girecek zaman buluyormuş. Ben bu sıradan şeyleri unutup unutup hatırlama üzerine bir hayat yaşadığım için heyecanla anksiyete arasında gidip geliyorum işte ne bileyim :) Şimdi  işleri biraz değiştirdim ve bu verimlilik bana inanılmaz iyi geliyor. Haa bu arada 150 tane de Erasmus belgesi toplama işlemi var. Sağlık  sigortası, adli sicil, ögrenci belgesi vs vs vs. Delil dilekçesi  hazırlamak gibi. Adliyede koştururken arada hesap açtırıp adli sicili alınca kendimi süper-kahraman gibi hissediyorum yani :) Gerçekten bunu öğrenciyken yapamazmışım. İnsanı yani 20 yaşındaki insanı gereksiz yere strese sokar. Devlet bize kalacak yer vermiş, biraz euro ve vize ücretine de gerek duymamış neticede diyip koşuyorum şu an :) Tadını çıkaracağız ne yapalım :p  Nereye gidiyoruz ne yapacağız onları da yavaş yavaş yazacağım.  Romanya'da Alba Iulia'ya gidiyorum Transilvanya bölgesinde. 60-70 bin kişilik küçük bir yer. Ben Eskişehir'i, üniversiteye ilk gittiğim zamanı özledim diye diye zamanda geri sıçrayacağım. Bükreş'ten 12 saatlik tren yolculuğu, üç kişilik odada konaklama, burada almayacakken orada ders alacak olmak gibi geriye sıçramalar :) Oradaki trekking rotaları, transilvanyadaki slow city'ler, avm azlığı gibi şeyler de bol bol temas ve hayatın içinde yer almak demek. Guilelemi alıp backpackimi yüklenip takılacağım bakalım :) Keyifli tınmıyor değil mi?Günler neler getirecek bakalım.. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yengeç Adımları

 Bir yazı alıştırması yaptık eşimle birlikte. Buraya belki denemek isteyen olur diye not bırakmak istedim.  Bir kişiyi anket soruları ile anlatmak aslında alıştırmanın özü.  1- Memleketiniz olmayan bir yerde doğduğunuz doğru mu?  -Evet 2- İlk çocuk musunuz?  -Hayır 3- Son çocuk musunuz?  -Evet 4- En küçük çocuk musunuz?  -Evet 5- Daha sonra memleketinizde uzun yıllar yaşadığınız doğru mu?  -Evet      Bu şekilde başlayan bir sorular silsilesi ile sevdiğim birini anlattım, o da yanımdaydı.      O da kendi soruları ile bir yazı yazıyordu. Böylece geçen yarım saatin nasıl aktığını anlamamış, günün yorgunluğunu ve hayatın yüklerini attığımızı bilmiyorduk o sırada.      Daha sonra yazdıklarımızı birbirimize okuduk. Yazı hocamız, yazdıklarımızı sesli okumanın gücünden, bir dinleyici olmasının öneminden söz etmişti. Başta çekingen, tutuk, saygılı okumalarımız; birden hayret ve sürprizli bir yolculuğa dönüştü. B...

Alyans

 Artık alışmam gereken bir şey var : "Harala, gürele!" Yani koşturmaca en azından içsel koşturmaca benim normalim oldu. Bir haftada bu kadar şey yaşamak da ne bileyim. Millet seyahatlerini filan yazar, ben duygusal atmosferimin dolaylarında yaşıyorum dünya üzerindeki zamanı. Tek istediğim yazı yazmak ve yazıda kalmak. Yazıda yola devam etmek. Yaşarken gerçekten bu denli kolaylığı azalıyor mu? Yazmak için sıkılmak mı gerek? Sıkıcı bir atmosferde yaşamak? Neden koşuyorum İstanbul'da yaşamak ve yazmak için? Kim bilir?  -Eski dost selamı, haftanın vurucu yanlarından biriydi. Biri nasıl da yıllarca süren yokluğuyla canınızı oyabilirken öyle bir anda varlığıyla omzunuza dokunabiliyor? İlginç. Varlığı daim olsun, içimi rahatlattı.  -Bir başkası da var zannedilirken o denli yok. Belki ya da aslen kimse yok. Ben de bilemiyorum. Ağlayarak günlüğüme yazarım artık.  -Bir evim olma ihtimali var artık ve de bir eşim. Evet, evet dedim. Aynen böyle durum. Açık açık yazmadıkça ya da ...

This time we'll take it slow

Uzun zamandır yazmak istiyordum şeklinde klişe bir cümleyle başlayacağım; zira 15-20 yıl kadar uzun bir zaman, bir hayali ertelemeyi nitelendirmek için hayli kafi bence. Bir de kuvvetle muhtemel'i bir yere sıkıştırırsam keyifli bir giriş yapmış olacağım sanırım. Başlıkta yazdığım gibi neden olmasın? Hayatının son iki senesini, "içinde kalanlar listesi"ni temizlemeye ayırmış ve belki de 15 senesini "kendini erteleme"ye ayırmış bir insan olarak artık enginlere sığmam bloglara taşarım :) Elimdeki zaman "kısıntısı" maalesef duygularım, bedenim, hayatım ve hatta arkadaşlarım arasındaki ilişki ve dengeyi yakalayamıyor. Sürekli bir yerlere bir şeylere notlar, şiirler, alıntılar kaydediyor, sonra da: "Öldüğümde bunları sakladığımı görüp gerizekalı olduğumu düşünecekler" diye hayıflanıp duruyorum. Tabii ki hayıflandığım, "öldüğümde" kısmı oluyor. Tamam, sonra sakladığım şeyleri ergence bulacaklarını da düşünüyor olabilirim, peki. Ama be...