Ana içeriğe atla

Everybody Has a Reason

Dün gece Türkiye'den ilk Corona virüsü teşhisi konulduğuna ilişkin açıklamayı odada birkaç Türk öğrenciyle dinledik. Ben de dün ilk kez İnsan Hakları dersi hocasıyla konuşmaya gitmiştim ve hoca senatonun Perşembe günü toplanacağını, ülkede bugünden itibaren ilk-ortaokul-liseler ve kreşlerde tatil ilan edileceğini, şimdilik derslerin ertelenme ihtimali olduğunu belirtmişti. Açıkçası ben de Türkiye'de dönme durumum olur mu, aslında dönsem de buradan alacağımı aldım vb. şeyler düşünüyordum. Bir yandan orada ofis, işler varken burada zamanı boş geçirmek suçlu hissetmeme neden olabiliyor çünkü.  Çok hızlı ve çok verimli bir hafta geçirdim. Burası Eskişehir'in 2004'te gittiğim ilk hali gibi. Yani çok fazla yüksek bina yok mesela, ne bileyim büyük alışveriş merkezleri ya da aşırı süslü mekanlar da yok. Hatta sokakta insan dahil olmak üzere etrafta pek bir şey de yok :) Ancak kendi atmosferini yaratırsan son derece keyif alınabilecek, huzur bulunabilecek ve kendini geliştirebileceğin ortamlar yaratabilirsin diye düşünüyorum. Ben sanırım fark etmeden hayatımda en çok şeyi Eskişehir'de kattım kendime. Çünkü boşluktan üretim doğan bir kentti. Ben de gelmeden öğrenciliğimi çok özledim diye tutturmuş biri olarak en başta bu ne ya küçücük diye mızırdansam da sanırım sevmeye başladım. Okula yaklaşık 20-25 dakikalık bir yürüme mesafesi var. Giderken de arada günlük alışverişini yapabileceğin market vb. yerler de. Yani gidip gelirken tüm ihtiyaçlarını giderme imkanının yanında aklaşık 15 bin adım attığın için form tutmaya müsait :) Çok yakınımda bir saha var, koşacak alan olması henüz koşmasam da beni rahatlatıyor. Ne bileyim arkamızda spor salonu var, havuz çok yakın. Karşıdaki domuzları biraz görmezden gelince sıkıntı yok yani :)))) Evet yurdun tam karşısında bir domuz ailesi ya da çiftliği var henüz anlamadım, sadece gelir gelmez buradaki ilk dayanışmanın: "Domuzları görünce korkma, bir şey yapmıyor" üzerine kurulması eğlenceliydi, tabii görene kadar. Gerçekten büyükler yani hayvandan korkan ve buraya gelmeyi düşünenleri dehşete düşürebilecek büyüklükte. Ben şaşırmaktan korkamadım mesela :D Domuz  rotası haricindeki dayanışmalar da kuvvetli burada. Tuvalet kağıdı şurada ucuz, şurada helal kesim et var, burada bla bla var vb. şeklinde ilerliyor. Böyle böyle burada uzun süredir kalıp bazı şeyleri bilmeyen arkadaşlardan daha çok şey biliyorum sanırım. Çünkü Türkiye'den Adıyaman, Bingöl, Muş, Diyarbakır, Balıkesir, Konya, Ankara'dan olan öğrencilerle tanıştım. Başörtülü olanlar da var. İfade özgürlüğü sınavı gibi bir yer oluyor yer yer. Mesela bu kız namaz kılarken Rus olan oda arkadaşı seccadesinin üzerinden atlamış. Yani başörtülü bacımızın seccadesinden atlamışlar yad ellerde :))) Biz ise haftasınu buranın merkezindeki katedrale gittiğimizde diz çöküp dua eden birinin etrafından herkes geçiyordu, belki normaldir bilemiyorum. Sonuçta herkesin bir sebebi var... 
Geçen pazar, Pazar Ayini'ni kıl payı kaçırdım. Bu arada Katedralin inanılmaz huzurlu bir enerjisi var. Otur ruhunu, içini dinle yani.  Avlusu oldukça geniş ancak içi için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Yaklaşık 4 saat sürüyormuş ayinleri. Yani bizim haftalık namaz saatlerini toplayıp tek günde kaza ediyorlar diyebilirim. İlk geldiğimde buradaki iki arkadaşla uzun uzun dinlerden, farklılıklardan, feminizm vb birçok politik meseleden uzun uzun söz açmıştık. Açıkçası ben pek farklılık göremedim. Papazlarına maaş vermiyorlarmış ancak düğünler, cenazeler ve ayinler sonrası yapılan bağışlar da az değilmiş yani. Onlar da bundan rahatsızdı. Yine aileleri ile kendi dini görüş farklılıklarını paylaşamamaları (ateizm vb) bizim ülkemizdeki kuşak çatışmaları ile oldukça benzerdi. Hatta birinin ailesi sosyalistmiş ve ülkesi SSCB'den ayrılan ülkelerden biriydi. Sosyalizm tutkunu olan babasına oldukça tepkiliydi. Oysa ki büyükbabası özel mülk sahibi olduğu ve bunu teslim etmek istemediği için ülkeden sürülmüş ve ölüme terk edilmiş. Ona göre o onun özel mülkü ve bunun için ölmesi gerekmiyor ancak babası bunu hayat memat meselesi haline getireceği için (yani ingilizcede memat yoktur tabi ama) onunla tartışamadığından yakındı. (Everybody has a reason so again!) 

Bu arada Türkiye'den gelenlerin büyük kısmı kendi bölümlerinde oldukça başarılı görünüyor. Bölüm birinciliğine oynamışlar mesela. Bunları konuşmayalı uzun zaman olmuştu benim için. Ha bunun Moskova'dan gelen bir öğrenci versiyonu da var. Şehirden sıkıldım, burası benim için tatil gibi diyor.Bunu ayrımcılık kastı olmadan söylüyorum sadece oldukça havalı ve bir o kadar da benzer geldi de :D Ne bileyim Avusturalya'dan gelen var, şikayet etmek bize düşmez diye de düşünüyorum :) Başörtülü bacım ise gitme planı yapıyor şu an. Çünkü Ankara Üniversitesi bu sabah itibarı ile hepimize mail attı. Corona virüsü mücbir sebep sayılacağı için öğrenciler ülkeye dönüş yapabilirler ve Erasmus haklarını daha sonra kullanabilirler şeklinde. Alba Iulia Üniversitesi ise dersleri 22 Mart'a kadar erteledi ve bizlere gitmeme önerisinde bulunduğunu resmi olarak açıkladı. Burada toplam 17 vaka varmış. Yakın bir şehirde galiba. Ben şimdilik keyfime bakmayı planlıyorum. Sadece gezi planları biraz yalan oldu gibi şimdilik bakalım günler ne getircek. Ben Dinçer Güner'in Jüpiter'in şu 10 günlük transitinde tedavi ihtimali olduğu açıklamasının doğru çıkıp çıkmayacağı ile ilgileniyorum hatta daha çok :) 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yengeç Adımları

 Bir yazı alıştırması yaptık eşimle birlikte. Buraya belki denemek isteyen olur diye not bırakmak istedim.  Bir kişiyi anket soruları ile anlatmak aslında alıştırmanın özü.  1- Memleketiniz olmayan bir yerde doğduğunuz doğru mu?  -Evet 2- İlk çocuk musunuz?  -Hayır 3- Son çocuk musunuz?  -Evet 4- En küçük çocuk musunuz?  -Evet 5- Daha sonra memleketinizde uzun yıllar yaşadığınız doğru mu?  -Evet      Bu şekilde başlayan bir sorular silsilesi ile sevdiğim birini anlattım, o da yanımdaydı.      O da kendi soruları ile bir yazı yazıyordu. Böylece geçen yarım saatin nasıl aktığını anlamamış, günün yorgunluğunu ve hayatın yüklerini attığımızı bilmiyorduk o sırada.      Daha sonra yazdıklarımızı birbirimize okuduk. Yazı hocamız, yazdıklarımızı sesli okumanın gücünden, bir dinleyici olmasının öneminden söz etmişti. Başta çekingen, tutuk, saygılı okumalarımız; birden hayret ve sürprizli bir yolculuğa dönüştü. B...

Alyans

 Artık alışmam gereken bir şey var : "Harala, gürele!" Yani koşturmaca en azından içsel koşturmaca benim normalim oldu. Bir haftada bu kadar şey yaşamak da ne bileyim. Millet seyahatlerini filan yazar, ben duygusal atmosferimin dolaylarında yaşıyorum dünya üzerindeki zamanı. Tek istediğim yazı yazmak ve yazıda kalmak. Yazıda yola devam etmek. Yaşarken gerçekten bu denli kolaylığı azalıyor mu? Yazmak için sıkılmak mı gerek? Sıkıcı bir atmosferde yaşamak? Neden koşuyorum İstanbul'da yaşamak ve yazmak için? Kim bilir?  -Eski dost selamı, haftanın vurucu yanlarından biriydi. Biri nasıl da yıllarca süren yokluğuyla canınızı oyabilirken öyle bir anda varlığıyla omzunuza dokunabiliyor? İlginç. Varlığı daim olsun, içimi rahatlattı.  -Bir başkası da var zannedilirken o denli yok. Belki ya da aslen kimse yok. Ben de bilemiyorum. Ağlayarak günlüğüme yazarım artık.  -Bir evim olma ihtimali var artık ve de bir eşim. Evet, evet dedim. Aynen böyle durum. Açık açık yazmadıkça ya da ...

This time we'll take it slow

Uzun zamandır yazmak istiyordum şeklinde klişe bir cümleyle başlayacağım; zira 15-20 yıl kadar uzun bir zaman, bir hayali ertelemeyi nitelendirmek için hayli kafi bence. Bir de kuvvetle muhtemel'i bir yere sıkıştırırsam keyifli bir giriş yapmış olacağım sanırım. Başlıkta yazdığım gibi neden olmasın? Hayatının son iki senesini, "içinde kalanlar listesi"ni temizlemeye ayırmış ve belki de 15 senesini "kendini erteleme"ye ayırmış bir insan olarak artık enginlere sığmam bloglara taşarım :) Elimdeki zaman "kısıntısı" maalesef duygularım, bedenim, hayatım ve hatta arkadaşlarım arasındaki ilişki ve dengeyi yakalayamıyor. Sürekli bir yerlere bir şeylere notlar, şiirler, alıntılar kaydediyor, sonra da: "Öldüğümde bunları sakladığımı görüp gerizekalı olduğumu düşünecekler" diye hayıflanıp duruyorum. Tabii ki hayıflandığım, "öldüğümde" kısmı oluyor. Tamam, sonra sakladığım şeyleri ergence bulacaklarını da düşünüyor olabilirim, peki. Ama be...